Kelime’nin iki anlamı vardır. Birincisi “anlaşılır söz” demektir; ikinci anlamı ise “yaralama, iz bırakma, te’sir etme” dir. Arapça kullanımına göre kelime, bâzen isim, bâzen fiil ve bâzen de harf yerine geçer. Kur’ân, Allah’ın bir kelimesi olduğu gibi peygamberler de birer kelimedir. Mânâlar harf libâsına bürününce kelime olur ve “Hayy nefesi”yle dolunca canlanırlar. Tevhîd de bir kelimedir. Allah’ın kelimeleri sonsuzdur ve varlık da kelimelerden oluşmuştur. Tam kelimeler vardır, eksik/yarım kelimeler vardır. Toplayan kelimeler vardır, bölen/ayıran/kıran kelimeler vardır. Bir bakarsın baş keser kelimeler, bir bakarsın savaş keser. Kelimeler insanın dilinin ucunda değildir. Yüreğinin içinde, zihninin derinliklerinde, rûhunun katmanlarındadır. Damarlarında akar insanın bâzı kelimeler. Kelimeler dilden çıkar gibi görünürlerse de aslında onlar yürekten hicret etmiş duyguların çocuğudur. İnsanın, onların anlamını bulmak için kıtalar ötesine gitmesi gerekebilir. Bir kelime öğrenmek için insanlar köleliği kabul ederler ve bir kelimenin ifâde ettiği anlamı bulduğu anda da kölelikten kurtulurlar. Kelimeler özgürlüğün ham maddesidir. Kelimeler de ağaçlara benzer, onların da kökleri vardır ve köklerinden türeyen/beslenen yeni dallar, farklı anlamlar ortaya çıkarır. Değişen kelimeler vardır, hiç değişmeyecek olan kelimeler de… Ama bir gerçek var ki, kelimeye dönüşmüşse bir varlık, o asla yok olmaz. Çünkü var olmak bir daha yokluğa düşmemektir. Yarın hesap gününde şâhitliğimizi kelimeler yapacaktır.
Kur’ân’da da güzel söz/kelime bir ağaca benzetilmiştir: “Görmedin mi Allah nasıl bir örnekleme yaptı: Güzel söz; kökü yerde, dalları gökte olan güzel bir ağaca benzer. O ağaç, Rabb’inin izniyle yemişlerini her zaman verir. Allah insanlara böyle örnekler verir ki, düşünüp ibret alabilsinler.”1
Âyette geçen “kelime-i tayyibe” ifâdesi sözlükte “temiz bir söz” anlamına gelmesine rağmen burada “doğru bir söz ve sağlam bir inanç” anlamındadır. Kur’ân’a göre bu “söz ve inanç”, tevhîdi kabul etmek, peygamberlere, vahye ve âhirete inanmaktır. Çünkü tevhîd, bunları belli başlı doğrular olarak ilân eder.
Burada “güzel bir söz”ün ne kadar güçlü ve yaygın olduğu gösterilmektedir. Evrendeki tüm sistem, mü’minin şehâdet ettiği bu “güzel söz”deki gerçekliğe dayandığından, yer ve bütün sistemi ile birlikte gökyüzü onun hizmetindedir. Bu nedenle mü’minle varlığa egemen olan kānunlar arasında bir çatışma yoktur, her şey tabiatı gereği ona yardım elini uzatır.
“Güzel bir söz” o denli verimlidir ki, hayat sistemini ona dayandıran herkes veyâ her toplum, her an ondan meyvesini alır. Çünkü “güzel söz”; düşüncede berraklık, sinirlerde denge, karakterde güç, ahlâkta temizlik, ilişkilerde sebat, konuşmada doğruluk, sohbette dolaysız ve doğrudan konuşma, sosyal davranışlarda ölçülü bir tutum, kültürde asâlet, ekonomi de adâlet ve eşitlik, politikada onurluluk, savaşta mertlik, barışta samîmiyet ve verilen sözlerde, yapılan anlaşmalarda güven yaratır. Kısacası o, yerinde kullanıldığında her şeyi altına çeviren bir iksirdir.
Şüphesiz ki, sözlerin en güzeli, Allah’ın varlığını ve birliğini anlatan ve her peygamberin tebliğ ve irşadda temel hareket noktası sayılan “lâ ilâhe illallah”tır. Bu kutsal kelimeyi mânâsını ve amacını idrâk ederek gönül toprağına ebediyyet tohumu olarak atmak, ilim ve irfân suyuyla sulamak, kökü derinlerde, dalları göğe yükselmiş, her an meyve veren bir ağaç gibi feyzli kılmak, Allah’a dosdoğru îman eden kimsenin tek amacı olmalıdır. Çünkü kalpte yeşeren “Kelime-i Tevhîd” ağacı, îmânı oluşturur. İbâdetler, hayırlar, iyilikler, fazîletler ve güzel ahlâk bu ağacın aralıksız verdiği meyvelerdir.
Ayrıca “güzel söz” çok yönlü bir kavramdır. Doğruluğu, zerâfeti, güler yüzlülüğü, yakınlığı, kardeşliği, emniyeti ve huzûru telkin eder. O bakımdan temelinde “lâ ilâhe illallah” bulunan güzel sözün bir çok yararları söz konusudur. Onlarışöyle özetlememiz mümkündür: a) Rûhlara serinlik, gönüllere itmînan verir. İç sıkıntılarını giderir. b) Kötü duygu ve düşünceleri yönlendirir, iyiye, güzele ve doğruya çevirir. c) Kardeşlik, dostluk ve yakınlık bağlarını kuvvetlendirir. Toplumu birbirine daha iyi kaynaştırıp bütünleştirir. d) Âileye mutluluk, çevreye güven ve huzur havası estirir. O bakımdan sıcak bir ilgi ve güvenli bir yaklaşıma neden olur. e) Devlet bünyesinde kişilere şeref, îtibar, sevgi ve saygı kazandırır. Vatandaşla devlet kadrosu arasında güven havası estirir.
Görüldüğü gibi, Kur’ân’ın eşsiz benzetmesiyle îman, kökü çok derinlerde, dalları ise göğe yükselmiş, her an meyve veren bir ağaca benzetilmiştir. Bu bize tek kelimeyle “îman ve amelin birbiriyle ilgisini, aralarındaki bağın kopmazlığını” haber veriyor. Çünkü gerçekten sağlam bir îman her yönüyle feyz ve bereket kaynağıdır. Rahmet saçan ürünleri birbirini izler. O bakımdan îmânı amelden ayırdığımız takdirde, kısmen olsun özelliğini kaybettirme tehlikesine kapı açmış oluruz. Bu bir bakıma meyvesiz ağaca benzer. Yararı çok az, feyz ve bereketi noksandır.
Kur’ân güzel bir sözü, güzel bir ağaca benzetirken o ağacı dört sıfatla anarak bize geniş, fakat üzerinde düşünmemizi ilhâm eden mânâlar vermiştir: 1) O ağaç güzeldir. Bu, onun ya şeklinin, ya görünümünün, ya da kokusunun veyâ meyvesinin güzel olduğunu anlatır. 2) Kökü derinlerde sâbittir. Bu, onun dış te’sirden dolayı devrilmeyeceğini, yerinden kopmayacağını ifâde eder. Dış te’sirle kopup devrilmeye yüz tutacak kadar güçsüz ve köksüz olsaydı, sözü edilen güzellik özelliğini kaybederdi. 3) Dalları göktedir. Dallarının genişleyip yükselmesi, kökünün ve gövdesinin gücünü simgeler. Aynı zamanda yeryüzünün bâzı olumsuz te’sirlerinden selâmette kaldığını belirtir. O nisbette de meyveleri tertemiz ve nefis olur. 4) Her an meyvesini verir. Bu kadar sağlam, yüksek ve verimli bir ağacın elbetteki her zaman meyve vermesi beklenir. Allah’ın rızâsı, aklını kullanan her insanın böylesine feyizli bir ağaca sâhip olmasını ister. Peygamber ve Kitap böyle bir ağacın yetiştirilme yolunu ve yöntemini öğretir. İşte kalplerin derinliğine kök salan, hücrelere kadar inen sağlam bir îman da böyledir.
Necmettin Şahinler
Yazarın Ağaç ve Yolculuk (KDY, 2025) adlı kitabından alınmıştır.
- İbrâhîm 14/24-25: “E lem tere keyfe daraballâhu meselen kelimeten tayyibeten ke şeceretin tayyibetin asluhâ sâbitun ve fer’uhâ fis semâi; tu’tî ukulehâ kulle hînin bi izni rabbihâ, ve yadrıbullâhul emsâle lin nâsi leallehum yetezekkerûn.” ↩︎