Denize Atılmadan Melâmî Olunmaz

Karanlık, fırtınalı bir gecede “kaçak bir köle” olarak geminin güvertesinden denize atılmak nasıl bir duygudur acaba? Denizin soğuk sularına gömülürken kim bilir neler düşünmüştür Hz. Yûnus? Belki de kısa bir anda bütün hayatı bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçmiştir. Çocukluğu, gençliği, kavmi, yaşadığı şehir, peygamber seçilişi ve sonunda görevlendirildiği Ninova’dan öfkelenerek ayrılışı. Şimdi ise sadece hırçın dalgaların arasında değil, pişmanlığın, kınanmışlığın, karamsarlığın arasında da bocalamaktadır ve başına gelenlerin “kendi elinin ürünü” olduğunun farkındadır Hz. Yûnus! Ama iş işten geçmiş midir? Artık sona mı gelmiştir Hz. Yûnus? Yoksa yeni bir başlangıcın/doğumun sancıları mıdır bu süreç? İşte o anda ummadığı/beklemediği bir şey olur.

“Derken kendisini büyük bir balık yuttu. Çünkü kınananlardan biriydi.”1

Hz. Yûnus için söylenen “kınananlardan biriydi” ifâdesi çift yönlü bir gerçeği vurgulamaktadır. Birincisi, Hz. Yûnus, pişmanlık içerisindeydi ve kendi kendini kınıyordu. İkincisi ise, O, yaptığı davranışlarından ötürü kınanmayı hak eden biriydi. Mevlâna’nın deyişiyle: “Ha testiyi taşa vurmuşsun, ha taşı testiye.” Sonuçta ortaya çıkan ise “melâmet” gerçeğiydi. Melâmetin olması için de gemide Hz. Yûnus gibi hor görülen, dikkat çekmeyen, önemsenmeyen, göze batmayan, değersiz bir eşyâ/yük gibi denize atılan biri olunmalıydı. Anlaşılıyor ki, içinde yaşadığı toplum tarafından “denize atılmayı” bir anlamda “yok edilmeyi” ve “gözden çıkarılmayı” hak etmeden melâmet hırkasını giymek herkese nasip değildir.

Hz. Yûnus’u yuttuğu söylenen “büyük balığa”, Kur’ân’da açıkça geçtiği üç yerde de “el-hût ve en-nûn” olarak “el” belirtme takısı ile işâret edilmiştir. Bunun sebebi, Yûnus Kıssası’nın, Kur’ân’ı dinleyen ilk toplum için yabancı olmadığıdır. Aynı zamanda Hz. Yûnus’u yutan balığın içi, daha önce Enbiyâ/87’de sözü edilen Hz. Yûnus’taki mânevî çöküntünün derin karanlığını sembolize etmektedir.

Hz. Yûnus’un balığın karnında ne kadar kaldığı bilinmemektedir. Ama bilinen Kur’ânî bir gerçek var ki eğer Hz. Yûnus “tesbih” edicilerden olmasaydı “diriliş günü”ne kadar orada kalacaktı.

Eğer o, (en derin bunalım anlarında bile) Allāh’ın sınırsız şânını yüceltenlerden olmasaydı, herkesin yeniden dirileceği güne kadar o (balığın) karnında kalmış olacaktı.2

Âyette geçen “müsebbihîn” kelimesinin tekili olan “müsebbih” ifâdesi “tesbih eden” anlamına gelmektedir. Ama Hz. Yûnus’un bu tesbihi sadece balığın karnındaki durumuyla ilgili değildir. Daha açık anlatımla Hz. Yûnus balığın karnına düştüğü için tesbih etmemektedir. O hayatının her döneminde zaten Allāh’ı çokça zikreden/tesbih eden biridir. Dikkat edilirse Hz. Yûnus başına gelen bu olayda hiçbir zaman “Allāhım, beni neden bu balığın karnına koydun” dememiştir. Yaptığı tek şey, önceden olduğu gibi Allāh’ı tesbih etmeye devam etmek olmuştur. Allāh da sadece şimdi değil, öteden beri daima çok tesbih edenlerden olduğu için Hz. Yûnus’u bağışlamış, duâsına icâbet etmiş ve onu balığın karnından kurtarmıştır. Âyet, sözü edilen balığın kıyamete değin yaşayacağı ve Hz. Yûnus’un onun karnında kalacağı anlamına gelmez. Âyeti, “bu balığın karnı kıyâmete değin Yûnus’a mezar olabilirdi” şeklinde anlamak gerekir.

Hz. Yûnus’un balığın karnındaki tesbihini konu alan diğer âyetler de Kalem/48-50. âyetleridir.

Sen Rabbinin hükmüne sabret, balık sahibi (Yûnus) gibi olma. Hani o sıkıntıdan yutkunarak (Allāh’a) seslenmişti. Eğer Rabbinden ona bir nimet yetişmeseydi, yerilerek çıplak bir yere atılırdı. Fakat Rabbi onun duâsını kabul etti de, onu Sâlihlerden yaptı.3

Bu âyette Hz. Yûnus’un Allāh’tan bağış isteğine verilen cevabın bir “Nimet” olarak vasıflandırılması çok anlamlıdır. Bu da bize Allāh’ın bağış ve rahmetinin bir nimet olduğunu açıkça göstermektedir. Bu nimet sayesinde Hz. Yûnus “mezmûm” olmaktan, yani “suçlu damgası taşıyarak günahın yükü altında ve tevbe etmemiş olarak” bulunmaktan kurtulmuş, Rabbi onu tekrar “sâlihler”in arasına koymuştur. Görülüyor ki “kınanmış” olarak “balığın karnına” giren Hz. Yûnus, oradan “Sâlih” olarak çıkmıştır.

Senin Yûnus gibi olan rûhun, balık karnı gibi olan bedeninde türlü sıkıntılar içinde kavruldu, pişti. Onun Allāh’ı tesbih etmekten başka kurtuluş yolu yoktur.

Eğer Yûnus balığın karnında Hakk’ı tesbih etmemiş olsaydı, kıyamette ölülerin dirileceği güne kadar orada mahbus kalırdı. O zindandan çıkamaz, kurtulamazdı.

O, tesbih etmekle balığın karnından kurtuldu. Tesbih nedir? “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” gününün belirtisi, delili.

Eğer senin rûhun o can tesbihini unuttu ise, şu balıkların tesbihini dinle!

Gönül gözü ile Allāh’ı hisseden, yarattığı eserlerde O’nun kudretini, yaratma gücünü gören, Allāh’a mensuptur. O’nun dostudur. O vahdet denizini müşâhede eden de, o denizin balığıdır.

Bu dünyâ da denizdir. Beden de o denizin balığıdır. Rûh ise ilâhî nûru görememiş, perde arkasında kalmış Yûnus gibidir.

Beden balığı içerisinde mahbus olan rûh, Allāh’ı tesbih ederse, balıktan kurtulur. Yoksa balığın karnında sindirilir, yok olur gider.

Bu denizde can balıkları çoktur. Sen görmüyorsun, ama onlar senin etrafında uçuşup duruyorlar.

O balıklar kendilerini sana çarpıyorlar. Gözünü aç da onları açıkça gör!

Sen can balıklarını açıkça göremiyorsan, elbette onların tesbihlerini işitmişsindir.

Senin işittiğin tesbihlerin rûhu sabretmektir. Sen de başına gelen musibetlere, belâlara sabret ki, en doğru dürüst tesbih budur.

Hiçbir tesbih sabır derecesine varmamıştır. Sabret ki, sabır, ferahlığın neşenin anahtarıdır.4

Necmettin Şahinler

Yazarın Balığın Karanlığı ve Güneşi Doğurmak (İnsan Yayınları, 2012) adlı kitabından alınmıştır.

  1. Sâffât 37/142. ↩︎
  2. Sâffât 37/143-144. ↩︎
  3. Kalem 68/48-50. ↩︎
  4. Mevlânâ, Mesnevî, trc. Şefik Can, I-II, 493-494, beyit: 3140-3153. ↩︎

Paylaş

PAYLAŞ

E-bülten aboneliği