Sadr’ı Ancak Sahibi Açar

İnşirâh Sûresi” Kur’ân’ın resmî sıralamasına göre 94, iniş sırasına göre ise 12. sûresidir. İnşirâh; “açıp genişletmek, ferahlık, sevinç ve huzur vermek” anlamlarında olup sûrenin ilk âyetinde geçmektedir. Duhâ Sûresi’nin devâmı olduğunu söylenen bu sûre Mekkî’dir ve âyetten meydana gelmiştir. Sûrenin genel içeriği Hz. Peygamber’e bir tesellî/moral niteliğindedir. Bu tesellînin gerekçesi, Hz. Peygamber’in risâlet görevi ile başlayan tebliğ sürecinde en yakınları da dâhil olmak üzere Mekke toplumundan gördüğü kötü davranışlar/hakaretler, her adımda karşılaştığı zorluklardır.

Sûrenin ilk âyeti “Biz senin göğsünü açmadık mı?1 ifâdesiyle başlamaktadır. Burada öznenin “Ben” yerine “Biz” olması çok anlamlıdır. Kur’ân’da “Biz” ile başlayan âyetler, Allāh’ın varoluştaki bütün varlıkları ilgilendiren “saltanat, kudret ve azamet”ine işâret eden evrensel âyetlerdir. Yine bu âyetler içerik yönüyle Allāh’ın celâliyetini gösterir ve “teşbih” yönleri güçlüdür. Buradan anlıyoruz ki “sadr”ın açılması bütün âlemleri ilgilendiren bir olaydır ve Hz. Peygamber’in “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.2 âyetiyle yakından ilişkilidir. Âyette geçen “sadr”, sözlük anlamıyla “sîne, göğüs, bağır” demektir. Fakat buradaki “şerh-i sadr” yani sadrın/kalbin/göğsün açılıp genişletilmesi maddî/fizîkî bir açılmayı değil, mânevî/rûhânî bir açılma sonunda kazanılan neşeyi, sevinci, mutluluğu, ferahlığı, iç huzuru, bilgiyi ve sabırı gösteren bir benzetmedir.

Âyette dikkat çeken özelliklerden biri de “kalp” yerine “sadr” denilmesidir. Bu tercihin hikmeti, yapılan bu açıp genişletme işleminin yalnız içe dönük olmayıp, eserlerinin dışta da göründüğüne/görüneceğine dair bir müjde oluşturmasıdır. Yani Hz. Peygamber’in sînesi bütün mü’minlere şefkat ve merhametle açıktır. Ayrıca âyette “Sadrını açmadık mı?” denilmekle yetinilmemiş “senin” ifâdesi ilâve edilmiştir. Bu vurgu, açma/genişletme eyleminin bütün sonuçlarının getireceği hayır ve bereketin Hz. Peygamber’in lehine olacağının işâretidir.

Şerh-i Sadr”ın bir anlamı da kalbin mârifet ilmi ve ilâhî tecellîlerle desteklenmesidir. Böyle bir lutfa kavuşan, rûhânî müşâhadelerle/tecrübelerle beslenen bir kalp sahibinin gözünde, her zorluk küçülmüş, dünyevî hiçbir endişe/tasa/eziyet artık onu etkileyemez hâle gelmiştir. O sadr sahibi korku ve hüzünden uzaklaşmıştır. Belki de “Şerh-i Sadr”, Hz. Peygamber’e yaşatılan “Mi‘râc”ın bir başka adıdır ve bu üstün keşfin neşesi, yapacağı hizmetinde O’nun için büyük bir şevke neden olmuştur.

Göğsün açılmasının bize dönük bir yönü de kalbin İslâm’a/hidâyete açılmasıdır. En‘âm/125. âyet bize bu konuda şu bilgileri vermektedir: “Allāh kimi doğru yola ulaştırmak isterse kalbini [O’na] teslim olma arzusuyla genişletir; kimin de sapmasına izin verirse onun kalbini daraltır ve sıkıştırır, adeta göklere tırmanıyormuş gibi. Böylece Allāh, inanmayanları dehşete düşürür.3 Bu âyette “kalp” olarak çevrilen kelimenin orijinali “sadr”dır. Bu âyet indiğinde sahâbîler Hz. Peygamber’e şöyle bir soru yöneltmişlerdir: “Ey Allāh’ın Resûlü! Göğüs açılır mı?”. Bu soruya “Evet” diyen Hz. Peygamber’den bu sefer de alâmeti sorulunca şöyle buyurmuştur: “Aldanma yurdundan uzaklaşmak, ebediyet yurduna yönelmek ve gelmeden önce ölüm için hazırlıktır.

Her insânın kalbi Allāh’ın tasarrufundadır ve kalpler ancak Allāh’ın zikriyle huzur bulur.4 Kalbin sahibi kimse onu açacak olan da O’dur. Böyle bir neşeye/mutluluğa kavuşmak için de öncelikle insânın Allāh yolunda kendisine düşen sorumlulukları yerine getirmesi gerekir. Yani kalbin kapısını çalmadan kapının açılacağını beklemek boşuna bir hayaldir. Himmeti çeken kulun hizmetidir. Bu yüzden âyette “açtık” ifâdesiyle bu işlemi gerçekleştirecek varlığın Allāh olduğu vurgulanmıştır. Allāh’tan râzı olandan Allāh da râzı olur. Böyle bir kulun “sadrı” artık Allāh’ın ilminin “şerh” edildiği bir kitaba dönüşmüştür. Yunus Emre’nin söylediği gibi: “Fukarâ kalbine her kim dokuna/Dokuna sînesi Allāh okuna.

Şerh-i Sadr”ı talep etmek her inananın değişmez niyâzı/duâsı olmalıdır. Bu gerçeklik Kur’ân’da Hz. Mûsâ’nın diliyle bize şöyle öğretilir: “Ey Rabb’im! İçimi [Senin aydınlığınla] genişlet; görevimi bana kolaylaştır; dilimdeki düğümü çöz ki söyleyeceklerimi tam olarak anlayabilsinler.5 Anlaşılıyor ki sadrı açılmayanın dili de açılmıyor ve sözleri muhataplarının içlerine tesir etmiyor. Sadr’ın açılmasının bir anlamı da kişinin “Hakke’l-Yakîn”e kavuşması ve hakîkati idrâk edip değerlendirmesini engelleyen zihnî düğümlerinden çözülmesidir.

Son olarak söylemek gerekirse üzerinde durduğumuz İnşirâh/1. âyeti kendinden önce inen Duhâ Sûresi’nde anlatıldığı gibi Fecr Sûresi’nin nüzûlünden sonra bir süre vahiy alamayan Hz. Peygamber’in içine düştüğü korku ve kaygıyı ve bu duyguların sadrında oluşturduğu sıkıntıyı/gerginliği/endişeyi ortadan kaldırıcı bir işlev görmüştür. Çünkü Hz. Peygamber vahyin gecikmesiyle çok bunalmış ve bunu fırsat bilen Mekke’deki düşmanları ise hemen bu olayı kullanarak “Rabb’in seni unutmuş ve sana darılmış.” şeklinde onu üzecek davranışlara yeltenmişlerdi. Ama Duhâ/3. âyetiyle onların bu çabası boşa çıkmış “Rabb’in seni ne unuttu ne de darıldı.6 denilerek Hz. Peygamber’in bu üzüntüsü giderilmişti. Şüphesiz Hz. Peygamber’e sesleniyor gözüken bu âyetlerin bize dönük anlamları da vardır. Bu âyetler, dünyâ hayatında iyi ve suçsuz insânları müthiş şekilde etkileyen ve hatta zaman zaman Allāh’ın aşkın adâletini bile sorgulamalarına yol açan üzüntülere ve sıkıntılara maruz kalmış olan bütün mü’min erkek ve kadınları ilgilendirmekte ve onları tesellî etmeyi amaçlamaktadır.

Necmettin Şahinler

Yazarın Yetiş Ey Ölüm, (İnsan Yayınları, 2014) adlı kitabından alınmıştır.

  1. İnşirâh/1: “Elem neşrah leke sadrake.↩︎
  2. Enbiyâ/107. ↩︎
  3. En‘âm/125: “Femen yüridillāhu en yehdiyehû yeşrah sadrahû li’l-islâmi; ve men yürid en yudıllehû yec‘al sadrahû dayyikan haracen keennemâ yassa‘adü fi’s-semâi; kezâlike yec‘alüllāhu’r-ricse ale’l-lezîne lâ yü’minûne.↩︎
  4. Ra‘d/28. ↩︎
  5. Tâhâ/25-28: “Kāle rabbi’şrah lî sadrî; ve yessirlî emrî; vahlü’l-ukdeten min lisânî; yefkahû kavlî.↩︎
  6. Duhâ/3. ↩︎

Paylaş

PAYLAŞ

E-bülten aboneliği