Yaşam tablosu tek bir renkten ibâret değildir şüphesiz. Bu tabloyu canlı ve anlamlı kılan bu tablodaki renklerin çeşitliliğidir. Ana renkler ve bu renklerin sonsuz sayıda birbiri ile karışımından elde edilen tonlar, rengârenk bir dünyâya gözümüzü daldırır. Farklı sesler de böyledir. Tek notadan oluşmuş bir melodi mümkün değildir. Kulağımız böyle bir sesten zevk almaz. Yaşamın senfonisi çeşitli notaların birbiriyle kurduğu rezonansla anlam kazanır. Bunun gibi kokular, tatlar da ayrıdır. Her varlığın kendine özgü bir kokusu, tadı vardır. Bu çeşitlilik insanı geliştirir, duygularını inceltir, yeni mutluluklara kapı açar. Bütün bu güzelliklerin önüne serildiği insanlar da derilerinin renginden, kullandıkları dile, hattâ parmaklarının uçlarına kadar farklılıklar gösterirler. Kısacası Allah Ganîyy’dir.1 Ve bu zenginliğini bir “halk-ı cedid“2 olarak her ân sergilemektedir.
Yaratıcı Kudret olan Allah, “bir hidâyet ve rahmet”3 kitabı olan Kur’ân’da da yaşam tablosunun tüm çeşitliliğine yer verir. Bu gerçek şöyle ifâde edilir: “Biz bu Kitap’ta, herhangi bir şeyi ne eksik bıraktık ne fazla yaptık.“4 Ve bu çeşitlilik birçok örneklerle de insanlara açıklanır: “İşte Biz, bu Kur’ân’da üzerinde düşünsünler diye insanların önüne her türlü örnek olayı koyduk.“5 Bir başka âyet: “Çünkü gerçekten de Biz bu Kur’ân’da her konuyu insanlığın yararı için değişik açılardan örneklerle açıklamış bulunuyoruz.“6
Kur’ân, hayâtın kitabıdır ve bu nedenle de içeriği hayâtın gerçekleriyle uyum hâlindedir. Yaşamın iniş ve çıkışları bir denizin dalgaları, bir rüzgârın esişi gibi hissedilir onda. Bir bakarsınız fırtınalar estirerek yüreğinizi ağzınıza getirir; bir bakarsınız altından ırmaklar akan yeşillikler içinde dinlendirir sizi. Bir yandan müjde verir umutlandırır, diğer yandan uyarır, ürpertir. Celâl ve Cemâl iç içe geçmiştir. İnsanın başına gelmesi muhtemel olan her olay hikmet dolu bir senaryo ile yer alır Kur’ân’da. Gaye; insanı olgunlaştırmak, hâmken pişirmek ve sonra yakmaktır.
İnsan özünde taşıdığı “Yitik Cennet“in hasretiyle hep mutlu tablolar arar. Ama ne var ki Dünyâ bir rahatlık yeri değildir. Boşuna söylememiş Efendimiz: “Lâ râhate fi-d dünyâ” diye. Yâni: “Dünyâ’da rahat yoktur“, denenir insan burada. İşiyle denenir, eşiyle denenir. Babasıyla, annesiyle, kardeşiyle, kızıyla, oğluyla, sevdikleriyle, sevmedikleriyle denenir.
Hayat ve ölümle de denenir: “O hem ölümü, hem de hayâtı yaratmıştır ki sizi sınamaya tâbi’ tutsun (ve böylece) davranış yönünden hanginiz daha iyidir (onu göstersin) ve yalnız O’nun Kudret sâhibi ve çok bağışlayıcı olduğuna sizi inandırsın.“7
Şer ve hayrla da denenir: “Her can ölümü tadacaktır; ne var ki hayâtın iyi ve kötü tezâhürleriyle karşı karşıya getirerek sınıyoruz sizi ve sonunda hepiniz Bize döneceksiniz.“8
Korku ve açlıkla da denenir: “Muhakkak ki ölüm tehlikesiyle ve açlıkla, Dünyâ mâlının, cânın ve (alın teri) ürünlerinin kaybı ile sizi sınayacağız. Ama zorluklara karşı sabredenlere iyi haberler müjdele.“9
Hakâret ve saldırılarla da denenir: “Mâllarınızla ve cânlarınızla mutlakā sınanacaksınız. Ve doğrusu, hem sizden önce vahiy verilenlerden hem de Allah’tan başka varlıklara ilâhlık yakıştıranlardan birçok incitici söz işiteceksiniz. Ama zorluklara sabırla katlanır ve O’na karşı sorumluluğunuzun bilincinde olursanız, bilin ki bu, azîmle sarılınacak bir iştir.“10
Kısaca insan her yıl bir-iki defa sınanır: “Peki, bunlar her yıl bir ya da iki kere denenip sınandıklarını bilmiyorlar mı11 ki tevbe edip (Allah’ı) anmıyorlar.“12
İnsanlar içinde denenmesi en ağır olanlar, çîle ve ızdırabtan bolca nasîblenenler de peygamberlerdir. Sonra Hz. Peygamber’in deyişiyle: “… Sonra onlara yakın olanlar, sonra da bu yakınlara yakın olanlar gelir.“13 Açıkçası: “Hizmeti büyük olanın ızdırâbı da büyüktür.” Veyâ başka bir deyişle: “Izdırâbı büyük olanın hizmeti de büyük olacaktır.“
Bizler sâlih, olgun, kâmil insanların bu Dünyâ’da hiçbir sıkıntı ile karşılaşmayacaklarına ilişkin bir yanılgı içindeyiz. Hâlbuki inanç târihini incelediğimizde bunun böyle olmadığı görülecektir. Başta peygamberler olmak üzere onların yolundan giden tâkipçilerinin acımasızca öldürüldükleri, yurtlarından sürüldükleri, en yakınlarının hile, tuzak14 ve ihânetleri15 ile karşılaştıkları bilinen bir gerçektir.
Yaşam tablosuna yansıyan bu gerçeklerden sâdece dört tânesine bu çalışmamızda yer vermek istiyoruz. Bunlarda ilk ikisinin merkezinde baba-oğul ilişkisi var. Birinde Hz.Nûh ve oğlu Ken’an; diğerinde ise, Hz.İbrâhim ve babası Azer. Diğer ikisi ise kadın-erkek ilişkisi üzerine kurulu. Hz.Lût ve hanımı, Asîye ve eşi Firâvun. Dikkat edilirse seçilen bu insanlar neseb ve aile olarak biribirleriyle çok yakın olmalarına rağmen aralarında “Hakîkati inkâr ve hakîkati kabûl” gibi îmânî bir uçurum söz konusu. İşte biz bu portrelerden yola çıkarak, sözünü ettiğimiz bu insanların psikolojik ve yaşadıkları olayların sosyolojik bir tasvirini yapmayı deneyeceğiz.
Necmettin Şahinler
Yazarın Yaşam Tablosu – Dört Renk (İnsan Yayınları, 2009) adlı kitabından alınmıştır.
- 1) Zengin 2) Hiç bir şeye ihtiyacı olmayan. ↩︎
- Bizim şu ânda yaşadığımız âlem bir dâimî (müebbed) seyelân hâlinde bulunmakta, bir ândan bir âna değişip durmaktadır. Ama bu sürekli ve müebbed değişim öylesine düzenli bir şekilde ve öylesine belirli kalıplara uygun olarak vukū bulmaktadır ki bu hâdisenin yüzeysel gözlemcileri olan bizler, etrâfımızdaki âlemin hep aynı ve tek âlem olduğunu hayâl eder dururuz. Eşyânın bu ebedî seyelânına yâni âlemin her ân yeniden yaratılmakta olduğuna “halk-ı cedîd” (yeni yaratılış) adı verilir. Bu ifâdenin, “yeni” yaratılışın “eski” yâni daha önceki yaratılışla tezâd teşkil edecek bir anlamda anlaşılmaması gerekir. “Yeni” kelimesi, bu bağlamda, “ebediyyen yeni” ya da “ân-be-ân yenilenen” anlamındadır. Kısacası, “yeni yaratılış” ebediyyen yeni yaratılış fiilinin sonsuza dek uzayıp giden süreci demektir. ↩︎
- Yûnus 10/57 ↩︎
- En’am 6/38: “Ve mâ min dâbbetin fîl ardı ve lâ tâirin yatîru bi cenâhayhi illâ umemun emsâlukum, mâ farratnâ fîl kitâbi min şey’in summe ilâ rabbihim yuhşerûn(yuhşerûne).” ↩︎
- Zümer 39/27: “Ve lekad darebnâ lin nâsi fî hâzel kur’âni min kulli meselin leallehum yetezekkerûn(yetezekkerûne).” ↩︎
- İsrâ 17/89: “Ve lekad sarrafnâ lin nâsi fî hâzel kur’âni min kulli meselin fe ebâ ekserun nâsi illâ kufûrâ(kufûran).” ↩︎
- Mülk 67/2: “Ellezî halakal mevte vel hayâte li yebluvekum eyyukum ahsenu amelâ(amelen), ve huvel azî zul gafûr(gafûru).” ↩︎
- Enbiyâ 21/35: “Kullu nefsin zâikatul mevt(mevti), ve neblûkum biş şerri vel hayri fitneh(fitneten), ve ileynâ turceûn(turceûne).” ↩︎
- Bakara 2/155: “Ve le nebluvennekum bi şey’in minel havfi vel cûi ve naksın minel emvâli vel enfusi ves semerât(semerâti), ve beşşiris sâbirîn(sâbirîne).” ↩︎
- Âl-i İmrân 3/186: “Le tublevunne fî emvâlikum ve enfusikum ve le tesmeunne minellezîne ûtûl kitâbe min kablikum ve minellezîne eşrakû ezen kesîrâ(kesîran), ve in tasbirû ve tettekû fe inne zâlike min azmil umûr(umûri).” ↩︎
- Sürekliliğe işâret eden deyimsel bir ifâde. “Sınav” ya da “deneme“, insanın akılla ve dolayısıyla eğri ile doğru arasında seçim yapabilme yetisiyle donatılmış olmasının bir gereğidir ya da sonucudur. ↩︎
- Tevbe 9/126: “E ve lâ yerevne ennehum yuftenûne fî kulli âmin merreten ev merreteyni summe lâ yetûbûne ve lâ hum yezzekkerûn(yezzekkerûne).” ↩︎
- Dârimî/339 ↩︎
- Enfâl 8/62; Nahl 16/127 ↩︎
- Tahrîm 66/10 ↩︎