Biraz da Bâtını Gör

Bir deyim vardır; “Bakar kör” diye. Kur’ân, Hz. Peygamber’i işte böyle bir vasfa sahip insânlardan uzak durmaya ve insân fıtratının kabule yatkın olduğu yolu tutmaya çağırıyor: “Onlara yol göstermeleri için yalvarsanız, işitmezler; sana baktıklarını sanırsın, oysa görmezler. Sen, insân fıtratının kabule yatkın olduğu yolu tut; iyi olanı emret; bilgisiz kalmayı seçenleri kendi hâllerine bırak.1

Âyet, müşriklerin Hz. Peygamber’e bakışlarını konu edinmekte ve bu bakışların basîret üzere olmadığından, onların Hz. Peygamber’i gerçek manâda görmediklerini vurgulamaktadır. Eğer onlar Hz. Peygamber’i gerçek anlamda görebilmiş olsalardı, zaten müşrik olmazlardı. Onlar Hz. Peygamber’i sadece Muhammed b. Abdullah veya Ebû Tâlib’in yeğeni olarak gördüler; bu nedenle de zulümden nûra, karanlıktan çıkıp aydınlığa giremediler. 

İşte İslâmiyet’in ilk yılları!.. Mekke’de bir çöl gecesinde Hz. Muhammed ile Hz. Ebû Bekir yan yana yürüyorlar. Ay ışığı Hz. Peygamber’in yüzüne vurmuş. Hz. Ebû Bekir, seyrettiği bu güzellik karşısında kendini tutamıyor ve gönlü dile gelerek: “Ne kadar güzelsin yâ Muhammed!”diyor. Efendimizin Hz. Ebû Bekir’e verdiği cevap, “Doğru söylersin” oluyor.

Bunu duyan Ebû Cehil de, bir başka gün hasedinden Hz. Peygamber’in önüne çıkarak, “Ne kadar çirkinsin ya Muhammed!” diyor. Efendimiz ona da, “Doğru söylersin” karşılığını veriyor.

Bu karşılık üzerine Hz. Ebû Bekir hayretle soruyor: “Ya Rasûlallah! Ben, güzelsin dedim; doğru söylersin, dedin. O inanmayan, çirkinsin dedi; ona da aynı şeyi söylediniz. Bu nasıl olur?”

Hz. Peygamber şöyle cevap verir: “Ya Ebû Bekir! Ben bir aynayım. Bana bakan orada kendini görür. Nasıl ki, sen güzeldin, güzelliğini gördün. O ise çirkindi ve çirkinliğini seyretti bende. Sonuçta ikiniz de doğru söylediniz gerçekten.”

Hakîkati görebilen bakış, etin/kemiğin, eşyânın ötesine geçebilen bakıştır. Nefsin penceresinden bakan gözle, gönül penceresinden bakan göz farklıdır. Görüldüğü gibi biri Ebû Cehil olur yani cehlin/bilmezliğin babası; diğeri ise Ebû Bekir yani yakın dost, hicret arkadaşı. Gözleri parça-buçuğa takılı olanlar Asl’dan haber alamaz, bâtını göremezler.

Ey bâtını görmeye adım atmaya karar veren kişi! 

Değirmen taşının dönüşünü gördün ya; bir de gel derenin suyunu seyret.

Havaya çıkan tozu-toprağı gördün ya; bir de tozu-toprağı estiren, havalandıran yeli gör.

Düşünce tencerelerinin kaynadığını görüyorsun; aklını başına al da, bir ateşe bak.

Allåh, Eyyûb’a, lütfederim de dedi, her kılına, sabır veririm ben.

Kendine gel, sabrını o kadar görme; sabrı gördün, bir de o sabrı verene bak.

Niceye bir dolabın dönüşünü göreceksin? Başını dışarıya kaldır da şu hızlı hızlı akan suyu gör.

Sen, boyuna görüyorum diyorsun ama, onu görüşün pek iyi belirtileri vardır.

Köpüğün dönüşünü şöyle bir gördün, önemsemedin bile; şaşman gerekse denize bak.

Köpükleri, dalgaları gören, sırlar söyler; denizi görense şaşırır kendinden geçer.

Köpükleri gören, niyetler kurar; denizi görense, gönlünü deniz eder gider.

Köpükleri, dalgaları gören, sayıya düşer; denizi göreninse tedbiri şaşar.

Köpükleri, dalgaları gören, çırpınır çırpınır; denizi görense arınır gider.2

Necmettin Şahinler

İnsan Dediğin Gözdür, (İnsan Yayınları, 2008) adlı kitabından alınmıştır

  1. A‘râf 7/198-199. ↩︎
  2. Mevlânâ, Mesnevî, c. 5-6, s. 260-261, Beyit: 2900-2912. ↩︎

Paylaş

PAYLAŞ

E-bülten aboneliği