O kadar özelsin ki Meryem, seni anlatmaya nereden başlasam bilmiyorum. Daha doğmadan Allah’a adanmış ve O’nun hoşnutluğunu kazanarak Hz. Zekeriyyâ’nın himâyesinde Mâbed’deki odaya yerleştirilmişsin. “İbadet eden” anlamına gelen adın gibi bir kız olmuş ve bulunduğun mekânı meleklerin ziyaretgâhına dönüştürmüşsün. Öyle ki Hz. Zekeriyyâ gibi bir peygamber bile Mihrâb’ındaki olağanüstülüğü sezmiş ve burayı duasının kabul göreceği kutsal bir yer olarak düşünmüş. Dost olarak Allah’ı seçmek ile Allah tarafından seçilmek birbirinden çok farklıdır Meryem. Sen “Allah tarafından seçilmiş, temiz kılınmış ve tüm dünya kadınlarının üzerine çıkarılmakla müjdelenmiş”sin.1 Seçilmiş olmak, yanında çile ve ıstırabı da getirir şüphesiz. Bu Allah’ın değişmez sünnetidir. Bu yüzden olacak ki Allah seni, tüm bu sıkıntılara karşı dayanıklı kılmak için “huşûya, secdeye ve rükûya”2 çağırmış ve böylece gerçekleşeceği “büyük oluşa/doğuma” hazırlamış. Huşû nedir bilir misin Meryem? İnsanın, kendi varlığının bir hiç olduğunu idrak ettiğinde yaşadığı hâldir huşû veya başka bir deyişle Allah’ı bilmenin hâlidir. Huşû ile beslenen secde/yakınlık ve rükû/boyun eğiş, inanıyorum ki senin mîrâcına giden yol olacaktır.
Hayal gücüm bile yetmiyor yaşadıklarına Meryem. Odanda yalnızken meleklerin sana “Allah’tan bir kelime olarak Îsâ’yı müjdeledikleri”3 andaki ruh hâlini tahmin bile edemiyorum. İnsan ne yapar bu konumda? Nasıl davranır? Neler düşünür? Ama sana baktığımda o kadar sâkin, mâsum, olgun ve telaşsızsın ki şaşırıyorum. Bir rüya bile bazen bizi sarsıp heyecanlandırırken senin bu doğal ve güçlü hâlin beni hayrete düşürüyor. Gayb ile ünsiyet kurmak bu galiba Meryem. İmânı kulaktan değil, gönülden duymak böyle bir şey. Aynı anda şehâdet ile gaybı birlikte yaşamak ve bundan hiç etkilenmemek. İki denizin kavuşum yeri olmuşsun Meryem; bu bedenden yeni bir hayat çıkmasın da kimden çıksın? Şimdi, aldığın “oğul” müjdesine “Bana bir insan dokunmamışken; ben iffetsiz bir kadın da değilim, nasıl oğlum olabilir?”4 şeklinde verdiğin cevabı daha iyi anlıyorum. Olayı çoktan çözmüşsün Meryem; sadece “nasıllığını” merak ediyorsun. Bizim zihnimiz ise sebepler zincirine öylesine tapmış ki Allah’ın sebepler üstü bir varlık olduğunu aklımızdan/gönlümüzden hep çıkarıyoruz. Zaten meleğin sana verdiği cevap da bunu gösteriyor: “Rabbin buyurdu ki: Bu bana kolaydır.”5 Aslında hakikat tek/nokta; ama onu biz çoğaltıyoruz/zorlaştırıyoruz Meryem.
Mihrâb’ının doğuya bakan yönünde bir insan sûretinde Cebrâil ile karşılaştığında bu defa seni korkmuş gördüm Meryem. Korkmakta haklıydın gerçekten; çünkü hayatında ilk kez tanımadığın bir erkekle yalnız kalıyor ve kim olduğunu da bilmiyordun üstelik. Bir kadın ile bir erkek bir mekânda baş başa kaldıklarında – dışarıya vurmasalar da – doğal olarak zihinlerinden cinsellikle ilgili düşünceler geçer Meryem. Sen de bunu hissetmişsin ki bu kişiye öncelikle “Allah’tan sakınan biri isen, senden Rahmân’a sığınırım.”6 deme gereği duydun. Bu kişi de senin tedirgin olduğunu anlayıp “Rabbinin bir elçisi olduğunu ve sana temiz bir oğlan bağışlamak için geldiğini”7 söyleyerek seni hemen rahatlattı. “Kaynamış süte maya vurulmaz” derler Meryem. Anladığım kadarıyla Cebrâil de öyle yapmış; senin kaynayan korkularının, endişelerinin, duygularının yatışmasını/dinmesini beklemiş ve ne zaman güven ortamı oluşmuş, bedenine huzur çökmüş, yüzün pembe bir tebessüme bürünmüş; işte o anda ilâhî kelimeyi/nefesi sana üflemiş. Yaşadığın bu mahrem sırrı açmanı senden beklemiyorum Meryem. Zaten anlatsan da bizim çamura/şehvete saplanmış dar aklımız bunu almaz. Allah’ın senin için “Irzını iffetle korumuş”8 dediği bir noktada bize düşen yalnızca “sükût ve imân”dır.
Bir kadın hamile olduğunu anladığında, bedeninden duygularına kadar çok şey değişir Meryem. Artık bir can yüklenmiştir ve bu sorumluluk, ister istemez onu eskisinden farklı kılar. Senin gibi durumu özel olan birisi için bu daha da ağırdır şüphesiz. Yaşadığın bu olağanüstü sırrı nasıl açıklarım endişesi, şimdiden seni düşündürmeye başlamış bile. Sırlar açıklanmak için değildir Meryem. Açıklanabilselerdi zaten sır olmaktan çıkarlardı. Sen sadece “sır”rı taşımak ve yüklenmekle sorumlusun; zamanı/günü geldiğinde o sır —sana ihtiyaç duymadan— kendini açar/konuşur/gösterir. Aslında her emânet bir hamileliktir Meryem; ama farkında değiliz. Bu noktadan bakıldığında erkek/kadın aynıdır. O insan ki “göklerin, dağların ve yerin yüklenmediği emaneti”9 yüklenmiştir; o ki içinde “ilâhî nefes”10 taşıyor, bu demektir ki biz de senden çok farklı değiliz. Sadece bunun idrâkinden uzağız, o kadar.
İnsan bir damla kan, bin endişe Meryem. Görüyorum ki doğumun yaklaştıkça insanlardan uzaklaşıyorsun. Hakikat yalnızlığı sever. Hak büyüdüğünde halk küçülür. Doğum sancıların seni bir hurma ağacının yanına kadar sürüklediğinde şu “Âh” çekişin yok mu! Bu “Âh”a nice kulluklar/canlar kurban Meryem. “Âh, keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim.”11 diyorsun; ama bilmiyorsun ki bu “Âh” ettiğin gerçeklik, seni dünya kadınları arasında eşsiz/unutulmaz bir yere koyacak. Doğumun “keşke”si olmaz, ezelî hüküm bir şeye “Kun/ol” demişse o mutlaka olur Meryem. Ne kadar yalnız olduğunu düşünsen de yalnız değilsin, çevrendeki meleklerin sana nasıl seslendiğini duymuyor musun: “Tasalanma, Rabbin senin alt yanında bir su pınarı meydana getirmiştir. Hurma ağacını/gövdesini kendine doğru silkele ki, üzerine taze, olgun hurma dökülsün. Ye, iç; gözün aydın olsun!”12 Yanında Allah varsa bütün dünya karşında olmuş ne önemi var? Doğumunu ilk kutlayan sana “Gözün aydın” diyen Rabbin ise daha ne hüzünleneceksin? Fakat ne hikmettir, aklıma takıldı Meryem. Mâbed’de odandayken rızıklar/meyveler sana zahmetsiz geliyordu, şimdi bakıyorum en zor anında senden “hurma dalını silkelemen” isteniyor. O zaman anladım ki Allah, en mucize lütuflarında bile —şöyle veya böyle— kulunun oluşa katılmasını ve bir parmak dokunuşu da olsa mutlaka işin içinde olmasını istiyor.
Şimdi yapacağın işi düşündüğümde bunun yanında doğum yapmak belki de sana çok daha kolay gelmiştir Meryem. Hurma ağacının altına tek başına gitmiştin, geriye kavminin/ailenin yanına ise kucağında bir çocukla dönüyorsun. Aileye/topluma hesap vermek zordur. Hele bilmedikleri/anlamadıkları bir konuda çok acımasız olabilirler. Kim bilir sana da ne ağır sözler söyleyecekler ve bütün bunlara karşı sen sadece susacaksın.13 Susmak bazen konuşmaktan daha anlamlıdır Meryem. Çok defa kelimelerin anlatamadığını, gelir suskunluk anlatır. Sessizliğin dili, konuşmanın dilinden daha anlamlıdır. Kader bazen duymak istemediğimiz, hak etmediğimiz sözleri de bize duyurur Meryem. Şu sözlere bakar mısın: “Ey Meryem! Sen gerçekten tuhaf bir iş yaptın. Senin baban kötü adam değildi; ne de annen iffetsiz bir kadındı!”14 Onların baktığı pencereye bak, bir de yaşadığın mucizeye. Mucizeler savunulamaz ve izah edilemez, ancak yaşanır ve imân edilir Meryem. Çünkü onlar Allah’ın yüce kudretinin/ilminin bir yansımasıdır. Öyleyse bırak, kundaktaki/beşikteki çocuğun konuşsun. “Nefs susarsa ruh konuşur” Meryem. Umarım eşikte olanlar beşiktekinin anlarlar.
Mâsumiyet, sâfiyet, nûrâniyet ve kulluk ile örülmüş – en az doğurduğun Hz. Îsâ kadar – mucizevî/sırlı bir portren var Meryem. Allah’a adanmış/arınmış varlığından, Allah da bu âleme bir mucize göndermiş ve yeryüzünde hiçbir kadına nasip olmamış bir makama erdirmiş seni. Bir peygamber himâyesinde büyümüş, yaşının üstünde olgunlaşmış, meleklerle konuşmuş, iffet örneği olmuşsun. Kavminin ve ailenin muhatap olduğu kırıcı sözlerine karşı sabrın en güzelini göstermişsin. Şefkat ve merhametinle bir âhiret sultanısın. Sessiz bir çığlıksın âleme Meryem. Susmanın erdemini insanlık senden öğrenmiş. En büyük yalnızlık anlaşılmamaktır. Sen önce yalnızlığı Mâbed’de yaşamıştın Meryem, sonra gördün ki toplumun içinde yalnız kalmak çok daha zormuş. Sana sevgilerin/duâların en güzelini gönderiyorum. Kalbimi “bilinmeyen kabrin” yaptım. Eğer bir gün karşılaşırsak ötede, senden tek isteğim: Oğluna baktığın gibi bir kere de bana bak Meryem!
Necmettin Şahinler
Yazarın Kur’ân’da Kadın Portreleri (Nefes Yayınları, 2013) adlı kitabından alınmıştır.